Brokkolili Kinoa

Temmuz 10, 2015

Karnabaharı mutfak robotunda incecik çekerek yapılan tarifler heryerde çok yaygın. Hatta karbonhidrat yemeyi kısıtlayan diyetlerde karnabaharı bu şekilde inceltip karbonhidrat yerine kullanmak çok popüler. Benim öyle bir niyetim yok ama oradan aldığım fikirle çiğ brokkoliyi un ufak edip, çeşit çeşit salatalara yan yemeklere ekliyorum. Biraz önce yayınladığım limonlu balığın yanıda da aynen bu usulde bir eşlik yapmıştım. Buzluğumda hep hazır olan haşlanmış kinoalardan bir poşet çıkarıp, robottan geçen brokkoliye karıştırdım. Üstüne de en basitinden bir sos! Hem kolay, hem hafif, hem de bol vitamin ve mineralli!! Ben esnaf lokantalarındaki pilav gibi servis etmişim dün aksam.. Elimde de bir tek bu fotoğraf var!! Siz eminin daha şık bir şekilde sunarsınız.

P1010359

Brokkolili Kinoa

1 küçük top brokkoli (yaklaşık 350 gram)

1.5 şu bardağı haşlanmış kinoa

Sosu için:

1 dış sarmısak

2 yemek kaşığı zeytinyağı

½ limonun suyu

deniz tuzu

Brokkoliyi mutfak robotunda köftelik bulgur inceliğinde çekin. Haşlanmış kinoa ile karıştırın. Sos malzemelerini de ayrı bir kapta karıştırıp brokkolili kinoanın üzerine dökün. İyice karıştırın. Servis etmeden önce sosu iyice çekmesi için biraz bekletin.

Dün Instagram hesabmda akşam yediğimiz balığın resmini koymuştum. Bugün talep geldi, tarifini yazıyorum. Zaten çoğu kişinin başvurduğu bir usüldür diye tahmin ediyorum. Benim en sık yaptığım balık tariflerinden biri. Özellikle beyaz etli fileto balığı en çok böyle yaparım. Başlangıçtan bitişe 20-25 dakikada hazırlanıyor. Hafta içi yemekleri için ideal, ama birazcık özenir -mesela benim gibi maydanozu boca etmek yerine biraz daha ince keser, ve narince balığın üzrerine serpiştirirseniz davet menüsüne girecek kadar iddalı bir lezzeti var. Ben kalınlığı yaklaşık 1 santim kadar iki filetoyla yaptım. Daha kalın filetolarla yapacaksanız pişirme sürenizi artırmanızı öneririm. Yanına da beş dakikada brokkolili kinoa salatası yaptım. Asıl o harika bir fikir! Biraz sonra onu da yazacağım.

P1010350

Fırında Çok Kolay Limonlu Balık

600 gram beyaz etli balık filetosu

1 küçük limonun suyu

½ yemek kaşığı zeytinyağı

½ yemek kaşığı tereyağı

1 avuç ince kıyılmış maydanoz

deniz tuzu, değirmen karabiber

Fırını önceden 200 derecede ısıtın.

Fırın kabınını zeytinyağı ile yağlayın. Balıkların her iki tarafına tuz ve karabiber serpip fırın kabına yerleştirin. Üzerine limon suyunu dokun. Tereyağından leblebi büyüklüğünde parçalar koparıp balıkların üzerine aralıklı bir şekilde dizin. En son kıyılmış maydanozun yarısını da balıkların üzerine serpip fırına koyun. Fırında tüm filetolar opaklaşıp tereyağı hafif amber rengine dönünceye kadar pişirin (benimki 17 dakika sürdü). Fırından çıktıktan sonra, önce dibinde biriken suyundan kaşık kaşık alıp filetoların üzerlerine gezdirin. Geriye kalan kıyılmış maydanozları da üzerlerine serpip servis edin. İsterseniz üzerine çok az limon kabuğu rendesi de serpebilirsiniz.

Bugünlerde Brüksel’de herkes tek bir şey konuşuyor. Merhabadan önce, daha ilk göz göze gelindiğinde. ‘Çok sıcak değil mi?’ ‘Çok sıcak!’ ‘Nasıl dayanıyorsunuz?’ ‘Zor dayanıyoruz’. Bizim ilk yazımız olduğu için öncesini bilemiyorum. Ama anladığım kadarıyla bu defa sıcaklık çok fazla yükselmiş. Klima da yok evlerde. Buraya taşınırken evde klima olup olmadığını sormak söz konusu bile değildi. Asıl sorun ısınıp ısınamayacağımız olduğu için, bütün sorularımızı ona göre sormuştuk.

Neyse ben kendi önlemlerimi alıyorum. Mesela mutfakta ocaktan fırından uzak duruyorum. Gerçekten cesaretim yok ekstra bir ısıyla yüzleşmeye. Soğuk çorba ve salatadan başka bir şey yemiyorum. Menü kısıtlanınca da çeşit çeşit çorbalar, salatalar deniyorum. Fırsattan istifade!

Yaptıklarımdan en çok bu çorbayı sevdim. Bir de kimyonlu havuç çorbası var aklımda ama, tamamen çiğ havuçla değil biraz buharda pişirilmiş havuçla yapmak istediğim için havaların birazcık soğumasını bekliyorum. Bu tarif başından sonuna blenderde yapılıyor. Oradan da servis kaplarına. Evde nane yoktu, deneyemedim ama içine bir avuç taze nane de yakışabilir.

P1010338

Salatalık ve Avokadolu Soğuk Çorba

4 orta boy salatalık

1 adet avokado

1 limonun suyu

1 diş sarmısak

1 kahve kaşığı rende taze zencefil

½ yemek kaşığı zeytinyağı

½ su bardağı buz gibi su (benim yaptığım çorba bayağı kıvamlı oldu, isterseniz suyu artırabilirsiniz)

deniz tuzu

Salatakların kabuklarını soyup, iri parçalara ayırın. Avakadoyu ikiye kesip çekirdeğini çıkarın. Bir kaşık yardımıyla tüm etini kabuğundan ayırın. Tüm malzemeleri blendere koyup, prüzsüz oluncaya kadar çırpın. Kaselere koyup servis yapın. Üzerine, taze yeşil otlar, salatalık kabuğu, limon kabuğu rendesi koyabilir, zeytinyağı gezdirebilirsiniz.

Bezelye Soslu Spiral Kabak

Mayıs 29, 2015

Geçen yıl bir arkadaşımla mutfakta sohbet ediyorduk. Ben de bir yandan yemek yapıyordum. Dolapların çekmecelerini açıp kaparken, arkadaşım bir anda durdu ve çok şaşırdığını söyledi: Benim kadar yemek yapmayı seven bir insanın çok daha fazla alet edevatı olacağını tahmin edermiş! Hiç yemek yapmayan arkadaşlarının bile evlerinde olan bir çok alet bende yokmuş! Doğru. Haklı. Onu kolay açan, bunu kolay biçen, bunun üstüne yuvarlak şekil yapan pek çok şey var piyasada, bende yok! Arada hediye geliyor öyle şeyler, ama son zamanlarda az bir çabayla, mevcut mutfak aletleriyle yapabildiğim şeyler için ayrı bir alet bulundurmuyorum. Hem büyük taşınmalar esnasında o çekmeceler üstüme üstüme geldiğinden, hem de gerçekten ihtiyaç duymadığımdan. Elimle yapayım, biraz eğri büğrü olsun ama yine de fazladan bir edevat bulundurmayayım istiyorum. Hem mutfakta geçirilen süre arttıkça el becerisi ister istemez artıyor. Çekmeceden yeni bir alet çıkarıp kullanıp yıkayıp tekrar yerine koymaktansa insan ‘yapıvermenin’ özgürlüğünü yaşıyor.

Derkeeennn….. Tersine bir durumla karşılaşıverdim!! Sebzeri meyveleri alıp spiral şeritlere ayıran, basit bir mantıkla çalışan bir kesiciye karşı hafif bir saplantı geliştirdim. Bunlardan satan dükkanların önünden geçerken yan gözle bakmalar, arada hangisi iyiymiş diye internet araştırmaları yapmalar.. saplantıya dahil herşey! Sonunda ‘istemiyorum evde ıvır zıvır, tek bir şeyi yapmaya yarayan aletler’ prensibimi bu defalığına bir kenera koyup, gidip sessizce bunlardan bir tane kendime aldım!! Çocuklar gibi sevinçliyim! Evde ne varsa spiralden geçiriyorum. Yeterli gövdeye sahip her sebze meyve ‘spiralizasyon’ tehlikesi altında!! Bugün en kolayı, en malumu, kabakları kullanarak bir tarif veriyorum. Yine yemyeşil bir tarif. Hem de tam yazlık! P1010244_2 Bezelye Soslu Spiral Kabak

2 adet kabak

2 su bardağı bezelye içi

1 diş sarmısak

½ limonun suyu

2 yemek kaşığı zeytinyağı

2 avuç taze nane

tuz

Bezelyeleri tuzlu suda haşlayın. Haşlama suyundan bir bardak kenara ayırıp kalanını süzün. Bezelyelerden de yarım bardak kadarını yine kenra ayırıp, kalan bezelyeleri limon, tuz, sarmısak, nane yaprakları (bir kaç yaprağı üzerine serpmek için ayırın) ve zeytinyağı ile belenderden geçirin. Sos kıvamına gelinceye kadar azar azar haşlama suyundan ekleyin (ben çeyrek bardak kadar kullandım). Kabakları spiral yapma aleti ile doğrayıp, üzerine bezelye sosunu dökün. Son olarak ayırdığınız bezelyeleri ve birkaç yaprak taze naneyi (isterseniz biraz da zeytinyağı gezdirebilirsiniz) serpip servis edin. P1010235 P1010237

**İlgilenenler için: Ben kullandığım bu aleti internet üzerinden Amazon UK’den aldım. Oldukça hafif ve kolay temizleniyor.

Daha önce çok daha ufak, kabak soyacağı benzeri çeşidini denedim ama iyi sonuç alamadım. Hem şeritler düzgün olmuyordu, hem de alet sebzelerin suyunu çıkarıyordu.

http://www.amazon.co.uk/Lurch-10306-Vegetable-Spiralizer-Green/dp/B00AYUZF6U/ref=sr_1_5?s=kitchen&ie=UTF8&qid=1432890753&sr=1-5&keywords=Lurch

Bu tarifin bir sahibi var. Bir doğum günü hediyesi bu. En eski arkadaşım ünvanına sahip Pınar’cığımın doğumgünü bugün! Uzaklarda olduğundan, asıl gönlümden geçen hediyeleri ona ulaştırması zor olacağından, ve de elimden bu geldiğinden bir tarif yolluyorum ona. Çocukluğumuzda olduğu gibi Ankara’da olsak, alırdım hediyemi, bir de mahallemizin meşhur pastanesinden bir limonlu pasta, giderdim zaten iki adım uzakta olan evine. Biz pastamızı yerken, hafif gürültüye kaçan kahkahalarımız kapı tıkırtısıyla durulurdu belki yine. Dünya tatlısı babası gelip, sorardı ‘karnınız aç mı, bir şeyler yapalım mı?’ diye. Biliriz ki hiç üşenmeyecekler börek bile açacaklar gerekirse. Un yoksa da problem etmeyecek, küçük kardeşini bi koşu un almaya yollayacaklar. O anda farkına varılmayacak, ama böylece oluşacak benim de kafamda sıcaklık, samimiyet duyguları. Bilmezler ne kadar büyük rol oynamışlardır ailecek benim hayatımda. Birilerini ailem kadar sevebilmeyi borçluyum en azından onlara.

Canım Pınarcım, iyi ki doğdun! ‘Nesi kolay bunun?’ dediğini duyar gibi olduğum için olabilecek en basit tariflerden birini yolluyorum. Bir kaç limonlu tarif daha yazdım senin için. Yumurtanın sarısını beyazını ayırmayı gerektiriyor diye daha çok seveceğini tahmin ettiğim bir tarifi yazmıyorum buraya. Onu geldiğinde ben yapacağım sana. IMG_0400 Beyaz Çikolatalı Limon Tatlısı

200 gram beyaz çikolata

150 gram süzme yoğurt

2 yumurta

Yarım limonun suyu ve kabuğunun rendesi

Fırını önceden 180 derecede ısıtın.

Derin cam bir kasenin içerisine ufak ufak parçaladığınız beyaz çikolatayı içinde su kaynayan bir tencerenin üzerine yerleştirin ve ara sıra karıştırarak erimeye bırakın. Diğer yandan cam veya bakır bir kapta yumurtaları çırpın. Çikolata eriyince içine limon kabuğu rendesi, limon suyu, yoğurt ve yumurtaları ekleyip karıştırın. Yarım su bardağı ölçüsünde 6 fırın kabına paylaştırıp, kapları yüksek kenarlı bir fırın tepsiye koyun. Tepsiye kapların yarına gelecek şekilde sıcak su koyup, yaklaşık 22 dakika fırında pişirin. Fırından çıkarıp, iyice soğuduktan sonra üzerine pudra şekeri serpip servis edebilirsiniz.

Aslında buna vakit yok. Eşyalar bir yandan hızla toplanıyor, evin altı üstüne geldi neredeyse. Yine de İstanbul’daki mutfağımdan bloğuma son bir tarif koyup öyle gitmek istedim. Uzun zaman olmuştu hem de. Bu taşınma telaşı, hastalıklar, seyahatler, ama en çok da Türkiye’de olan bitenler yarattı boşluğu. Pişirmeye, yemeğe devam ettim etmesine de, sosyal medyada neşeyle paylaşma hevesini bulamadım bir türlü. Bugün veda ediyorum ama. Duygusalım. Her şeyi bir kenara bıraktım, mutfağımdan hakettiği gibi ayrılmak istiyorum. Yarın turuncu tencerem, kıymetli rendelerim, evladiyelik kesme tahtam birer birer kutulara girecek ve tam 2,600km uzakta tekrar gün yüzüne çıkacak. Herşey yerinde dururkenki son tarifim. En özenli tarifim olamayacak. Dolapta üç beş malzeme kalmış zaten. Tatillere çıkmadan önce yaptığım gibi ‘dolapta son kalanlar salatası’ yapacağım yine. Aslında en ilginç yemekler hep bu son kalanlarla oluyor. Yaratıcılık, en çok böyle birbirinin yanından geçmeyen malzemeleri biraraya getirmeye mecbur kalınca zorlanıyor. İşin doğrusu, çoğu zaman ilginç yemekler ortaya çıksa da, bazen o mecburi tabaklar pek yenilir yutulur olmuyor. Evden ayrılmanın hatırına yenilip, bir daha tekrarlanmama kararı alınıyor.

Burayı çok özleyeceğimi biliyorum. Yaptıklarımı, yediklerimi değil elbet, en çok onları yedirdiklerimi. Güzel bir şey yaptığımda telefona sarılıp eve çağırdıklarımı. Nerede ilginç malzeme bulsa beni düşünüp yüklenip mutfağıma getirenleri. Ziyaretlerinde mutfağıma konuk olup, tecrübe neymiş bana gösteren aile büyüklerini. Yurtdışından özleye özleye gelip, ‘yap bana bi dolma’ diyen arkadaşlarımı. Tuhaf pozisyonlarda yemeklerin fotoğrafını çekmeye çalışırken beni görüp, kaş göz işaretiyle ‘yine napıyosun?’ der gibi gülümseyen karşı mutfak komşumu, ve hatta fotoğraf çekerken telefonum elimden hop diye yemeğin içine düşünce kıkır kıkır gülen komşumun küçük oğlunu!

Evin her odasından böyle duygu yüklü ayrılmıyorum neyse ki☺

Benimle birlikte yiyen içen, sayfama ziyarete gelen herkese çok teşekkür ederim.

Doğal ve Kolay burada doğdu, hayatına Brüksel’de, mavi seramikli yeni mutfakta devam edecek. Ama yeni mutfağın ruhu ancak sevdiklerim gelip gittikçe oluşacak. Bekliyorum. Bu defa ‘yap bana bi midye’ dersiniz diye!!

IMG_7627

 

Izgara Kayısı Salatası

2 adet kayısı

2 avuç körpe yeşillik

1 yemek kaşığı ayçekirdeği içi (tavada hafifçe kavrulmuş)

Çok az zeytinyağı (kayısıları yağlamak için)

Sos için:

1 yemek kaşığı tahin

1 yemek kaşığı zeytinyağı

1 yemek kaşığı su

1 ufak diş sarmısak

tuz, karabiber

Mangalda veya ocak üstü ızgarada hafifçe yağladığınız kayısıları yaklaşık 3-4 dakika pişirin. Servis tabağına önce iyice kuruttuğunuz yeşillikleri koyup üzerine ayçekirdeği içini serpin. En üste kayısıları yerleştirip sosunu gezdirin.

 

İncirli Pavlova

Eylül 6, 2013

Mevsiminde meyve sebze yemek doğru olanı tabii. Sadece biraz telaşesi oluyor. İncir bitiyor, erikleri kaçırmayayım… Hatta bazıları için öyle dar bir pencere var ki, kaçırmamak için manav kapısında beklemek gerekiyor. Taze bakla mesela.

Bugün de incirlerin sonu gelmeden (geçen seneki tarifte olduğu gibi) meyveyi olduğu gibi tüm güzelliğiyle bırakan bir tatlıyla uğurlayayım dedim. En hafifinden bir altlık yaptım sadece. Pavlova, sıkça yaptığım tatlı. Özellikle yediklerine çok dikkat eden misafirlerim (marul-yiyengiller-onlar-kendilerini-bilirler) geldiğinde gönül rahatlığıyla yaptığım tatlılardan biri.

Üzerine mevsimin en güzel meyvelerini koymak için, hafif mi hafif bir taban. Üzeri beze dokusunda kıtır kıtır, ancak içi köpükle lokum arası bir kıvamda. Tabanla meyveler arasında da genellikle krema; yukarıdaki arkadaşlar geliyorsa süzme yoğurt, ya da mascarpone peyniri koyuyorum. Her birini bazen biraz balla, bazen akçaağaç şurubuyla bazen de şekerle tatlandırıyorum. Meyveye yakışacağını düşündüğüm baharat olursa da, ya tabanına, ya da kremasına ekliyorum. Yine keyfe ve mevsime göre binbir şekle sokulabilecek bir tarif.

IMG_5332

İncirli Pavlova

Tabanı için:

4 yumurta akı

½ su bardağı toz şeker

½ yemek kaşığı mısır nişastası

1 çay kaşığı elma sirkesi

Arasına:

1 su bardağı taze krema veya süzme yoğurt

1 yemek kaşığı bal

Üzerine:

10-12 adet incir

Doğranmış antep fıstığı içi

Çektirilmiş balzamik sirke (isterseniz)

Fırını önceden 140 derecede ısıtın.

Bir kasenin içerisinde nişasta ve şekeri karıştırın, kenara alın. Yumurta aklarını derin bir cam kaba koyup çırpmaya başlayın. İyice beyazlaşınca (ama henüz katılaşmadan) dört beş etapta (biraz ekleyip, biraz karıştırarak) kasedeki şeker/nişasta karışımını ekleyin. İyice katılaşıncaya kadar (kabı ters çevirdiğinizde hiç dökülmeyecek) çırpın. Sirkeyi de üzerine serpip spatulayla hafifçe karıştırın.

Karışımı, pişirme kağıdı döşediğiniz fırın tepsisine yuvarlak, yaklaşık 18 cm çapında, ve 3-4 santim yüksekliğinde bir daire şeklinde yayın.

Fırında bir saat pişirin. Piştikten sonra da fırını söndürüp bir iki saat kapağı kapalı fırının içinde hafifçe kurumasını bekleyin. Dışı hafif çıtır çıtır, içiyse yumuşak kalmalı.

Diğer bir kapta süt kremasını veya yoğurdu, balla çırpın. Eğer çektirilmiş sirke kullanacaksanız yarım bardak kadar balzamik sirkeyi küçük bir tavaya koyun. Önce hızlıca kaynatın, sonra altını iyice kısıp hacmi yarısına ininceye kadar pişirin. Kenara alıp soğutun.

Bütün parçalar tamamlanınca tabanı pasta tabağına koyun, üzerine krema veya yoğurdu yayın. Meysim meyvelerini dizip fıstıkları serpin. En üstüne de ince bir ip gibi sirke çektirmesini gezdirin.

İsterseniz tek büyük bir taban yerine 6 küçük taban da pişirip, aynı işlemlerle birer kişilik Pavlova’lar da yapabilirsiniz.

Kokulu Üzüm Reçeli

Ağustos 23, 2013

Kızım Amerika’dan dönmeyi hiç istememişti. Döndükten sonra üzüntüsünün sebebini anlamaya çalışanlar ona en çok neleri özlediğini sorduklarında, ya üçüncü, ya da dördüncü sırada işte bu üzüm reçelini sayardı! “En sevdiğim reçel yok burada!” Son üç yıldır benim de aramadığım yer kalmadı. Yapılmış reçelden umudu çoktan kesmiştim de, belki o reçellerin yapıldığı Amerika’da adı “Concord” olan üzümlerden bulursam evde reçeli yaparım demiştim. Gezdiğim hiç bir yerde bulamadım. Ta ki, geçen hafta heryerde aradığım bu üzümler kayınvalidemin memleketi Sinop’tan çıkıp gelene kadar. Meğer çoğu kişinin bahçesinde olurmuş bu üzüm; “kokulu üzüm” derlermiş. Öyle güzel ve yoğun bir kokusu var ki, tarif etmesi güç. Aslında benim çocukluğumda, kokulu silgilerin pek revaçta olduğu zamanlarda, üzümlü silginin kokusu aynen bu kokuydu. O zaman “üzüm böyle kokmaz ki” demiştim, ama Concord üzümü ile tanışınca anlamıştım esansın nereden geldiğini.

Biraz bilgi edinmek için araştırırken böyle de bir projeyle karşılaştım. Çok sevindim. Bu muhteşem kokulu üzüm bilinsin, yayılsın ve hiç kaybolmasın. Ailemizde bu kadar Sinop’lu varken ben yeni duyuyorsam, sanırım tanıtımı konusunda yapılacak çok şey var.

Reçeli yapmak oldukça basit. Web sitelerindeki bütün tarifleri gözden geçirip, biraz vakitsizlikten, biraz da aklıma yattığından ben en kolayını seçtim. Pek çok tarifte kabuklar tek tek çıkarılıyor. Bense robotta hafifçe kabukları parçalatıp, süzgeçten geçirdim. Sonuç tam istediğim gibi olduğundan, diğer zahmetli metodları denememe gerek kalmadı.

Amerika’dan özlenenler listemizin ağır toplarından birini törenle sildik bu sabah! Gerçi tekrar Amerika’ya dönmemize ramak kala becerebildik bunu ama, dönünceye kadar afiyetle yiyeceğiz!

IMG_4969

Kokulu Üzüm Reçeli

6 su bardağı sapları ayıklanmış üzüm tanesi

¾ su bardağı toz şeker

Yıkanmış, ayıklanmış üzümleri robottan (sadece kabukları yarılana kadar) çok kısa süre geçirin. Kevgir ya da ince tel elekten, geriye sadece kabukları ve çekirdekleri kalacak şekilde geçirin.

Üzüm suyuna toz şekeri karıştırıp bir tencereye alın. Önce orta ateşte kaynatın, kaynar kaynamaz altını iyice kısın ve ara sıra karıştırarak yaklaşık 1 saat pişirin. Altını kapattıktan sonra soğumasını bekleyin ve kavanozlara koyun. Soğudukça kıvamı artacak, hatta buzdolabında bir gece bekledikten sonra jöle kıvamını alacaktır.

IMG_4924

IMG_4926

IMG_4928

IMG_4931

IMG_4939

IMG_4941

IMG_4944

IMG_4947

IMG_4948

 

Salmorejo

Temmuz 16, 2013

Geçtimiz Mart ayında Güney İspanya’ya gitmiştim. İspanya mutfağına merakım var, ama bildiğim ve sevdiğim çoğu yemeğin Kuzey İspanya’dan olduğunu farkettim. Güney’e yaptığım bu kısa geziden kömürde sardalya ve bir bakla yemeği dışında çok fazla ilgimi çeken bir yemek olmamıştı. Bu deneyimimi Granadalı İspanyolca öğretmenime hafif çekinerek söylediğimde azarı işittim! “Sen yemen gereken hiç bir şeyi yememişsin; senin seveceğin çok güzel yemeklerimiz var” dedi. Sonra birkaç tanesinin tarif etti ki, haklıydı. Anlattığı yemekleri hem hiç görmemiştim, hem de gerçekten tam seveceğim türden tariflerdi. Bunlardan birisi Salmorejo. Gidişatı Gazpacho’ya benziyor ama çok daha koyusu. Soğan, salatalık gibi malzemeler de yok, domates başrolde. Bayağı mandabatmaz kıvamda yapılan bu karışım tabağa alınıyor, üzerine haşlanmış yumurta ve İber jambonu parçaları konuyor. Başlangıçtan çok, çabucak yapılan bir yaz günü öğle yemeği gibi. Jambon yerine ton balığı da konuyor. Öğretmenimden aldığım tariften sonra, yaklaşık 20-25 kaynaktan daha tarifi okuyup emin oldum. Domatesli karışım, hemen hemen aynı, üstündeki yumurta da sabit, ancak değişik balık ve jambon çeşitleri kullanılan veya sadece yumurtalı tarifler var. Ben jambon yerine çemenesiz pastırma koydum. Aslında yeşil bir şeyler de ekleyesim var ama sanırım zaten pastırma ikamesi ile yeterince tariften uzaklaştım! Yine de bir sonraki sefere avakado dilimleri, taze kişniş ya da yeşil zeytin ekleyebilirim!!

IMG_4600

Salmorejo

4 adet iri olgun domates

¼ şu bardağı sızma zeytinyağı

3 dış sarmısak

½ yemek kaşığı beyaz şarap sirkesi (veya elma sirkesi)

1 su bardağı ufalanmış bayat ekmek içi

tuz

Üzerine:

Haşlanmış yumurta, dilinlenmiş

Jambon, doğranmış (ben pastırma kullandım)

Domates, zeytinyağı, sarmısak, sirke, tuz ve ekmek içini robottan geçirin. Tabağa alıp üzerine haşlanmış yumurta ve pastırma parçalarını koyup servis edin.

Muhammara İçli Patlıcan

Temmuz 12, 2013

Çarşamba günü ‘akşam pazarı’ denen saatte semt pazarımıza uğradım. Patlıcan tezgahlarında genelde mini mini patlıcanların kaldığını gördüm. Sanırım en çok yapılan yemeklere uymayan ‘zahmetli’ bir boyda oldukları için pek alan olmamış. Neyse, aldım kimsesiz patlıcanları eve geldim. Ben de çok fazla kesip biçmeye gerek kalmayacak bir tarif düşünüp böyle bir şey yapmaya karar verdim! Sonuç MUHTEŞEM! Bu yaz ki en sevindirici buluşum bu oldu!! İlham aslında Hint mutfağından, ama sonuç tamamıyla buralara ait. Herkese tavsiye ederim!!

IMG_4548_2  

Muhammara İçli Patlıcan

8 adet minik patlıcan (8-10cm)

2-3 kaşık zeytinyağı (tencerenin altını kaplayacak kadar)

Muhammara için:

1 su bardağı çekilmiş ceviz içi

½ su bardağı çekilmiş kuru ekmek

3 tatlı kaşığı biber salçası

½ tatlı kaşığı limon suyu

3 diş sarmısak

3 yemek kaşığı zeytinyağı

1 tatlı kaşığı kimyon

tuz (ben salça tuzlu olduğu için koymadım)

IMG_4509

IMG_4515

IMG_4524

Önce tüm malzemerini karıştırıp muhammarayı hazırlayın. Patlıcanları yıkayıp kuruladıktan sonra altından, derin bir “+” olacak şekilde (baş tarafı kesilmeden kalacak) iki kesik atın. İçlerini hafifçe tuzlayıp, doldurabildiğiniz kadar muhammara ile doldudun.

Sığ kenarlı tencerenizde (karnıyarık/pilav tenceresi) zeytinyağını kızdırıp, patlıcanları tek sıra dizin. Kapağını kapatıp yapkalsık 40 dakika çok kısık ateşte pişirin. Pişirirken yaklaşık 10-15 dakikada patlıcanları her tarafı pişecek şekilde çevirin.

Hafif soğuduktan sonra, üzerine kıyılmış maydanoz, kişniş veya fesleğen serpip, isterseniz biraz da nar ekşisi gezdirip servis edin.

%d blogcu bunu beğendi: